Scroll to top
en tr

Özgürlük, Özen ve İki soru.

David Foster Wallace özgürlüğü şöyle tarif ediyor: “Esas önem taşıyan özgürlük dikkat, farkındalık, disiplin ve çaba gerektirir; başkalarını yürekten sevme ve onlar için fedakarlık yapma yetisini içerir. Her gün, üst üste, türlü can sıkıcı biçimde. Gerçek özgürlük budur.” Bu sözü her okuduğumda içim bir tuhaf olur, hüngür hüngür ağlama isteğiyle coşarım. Hayatım boyunca aldığım en kötü, en güzel, en zorlayıcı, en meydan okuyucu ve en gerçek habermişcesine…. bu gerçeklikle ne yapacağımı şaşırırım. Her seferinde. 

Bana yaşamın içindeki ÖZEN’i anlatır. güzel gözüken her şeyin derinlerindeki özeni. Her gün türlü can sıkıcı şekilde o şeye emek vermeyi. Hiç bıkmadan usanmadan…. bir bebeği büyütmek gibi, bir bitkiye bakmak gibi, bir arkadaşın yanında olmak gibi, dünyanın bir parçası olmak gibi. Her gün aynı özenle, ilk kez karşılaşır gibi, her gün daha çok severek, her gün daha gerçek olarak… 

Bu özgürlük ve özen tanımı aklıma iki soruyu getiriyor: 

1) Nasıl karşılaşıyorsun? Hayatla, mekanla, insanlarla? 

2) Nasıl karşılıyorsun? Hayatı, mekanı, insanları? 

Paternlerin, ezberlerin, eve giden güvenli yolların neler? Her şey bilindik ve güvenli mi? İlk karşılaşmada bile? Yoksa tekinsizliğe, belirsizliğe, akışa da izin var mı? 

Ancak o belirsizlik ve akışla bu özgürlük tanımının içindeki özene ulaşabiliriz gibi geliyor bana. Sadece o derece boş bir zihinle. Onun için içinde bir ada yarat. Oraya giderken yanına bir şey alma. Herkesin güleceğini bildiğin hikayeleri, sana en çok yakışan kıyafetleri evde bırak. Tek git oraya. Kafan ve için boş. Risk almaya git. İlk kez görür gibi bakma riskini. Bin kere yaşanmış olsa da ilk kezmiş gibi… Yaşama riskini göze almaya… 

Related posts

Post a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir